Ermeni İddiları (II)
24/10/2009 -Kategori: BENIM KALEMIMDEN___

Tarih 1820. Yani Ermeni Sorununun ortaya çıktığı yıllar diyebiliriz.
Bu tarihlerde Çarlık Rusya'sı zirveye çıkmış, güç dengesi olarak önemli bir noktaya gelmiştir.
Çarlık Rusya'sı beklenmeyen bu ani yükseliş sonrasında, gözünü Osmanlı Devleti topraklarına dikip, güneye rahatlıkla yayılabilmek için çirkin hayaller kurmuştur.
Bu hayallerini gerçekleştirme adına da Osmanlı Ermenileri ile dost olup, onlara
yoğun bir sevgi gösterisinde bulunulmuştur.
Eğer ki, tarihi birazcık sorgulayacak olursak, göreceğimiz şu ki;
Yunanistan ülkesinin Osmanlı Devletinden ayrılarak bağımsız olması Rusya politikasının ürünüdür. Onları bu girişimlere yönelten başlıca faktörlerden biri ise, Osmanlı Hıristiyanlarının hamisi olup, Osmanlı Ermenilerini istediği kıvama
göre yoğurup şekil vermektir.
Bu amaçlarında muvaffak olabilmişler miydi, kesinlikle…
Önce Osmanlı Ermenilerine, Doğu Anadolu' da ki toprakları gösterip yalancı bir Ermenistan ülkesi vaat etti, sonra Hıristiyan ülkelerinin tek nefer olup da onların içerisinde bağımsız güçlü bir Ermeni Devleti olabileceklerine ikna etti.
Bu bağımsızlığı elde edebilmek için ise Osmanlı Devletinin parçalanması gerektiğini dile getiren Ruslar, Ermenileri Türkler üzerine kışkırtıp komşuluk bağlarını birer birer koparıverdi.
Pekâlâ; Osmanlı Hıristiyanlarının başka hami adayları yok muydu? Elbette Kİ vardı.
Başta Rusya olmak üzere İngiltere ve Fransa ülkeleride Osmanlı Hıristiyanlarının peşindeydi.
1827 tarihine geri dönecek olursak eğer, Kafkasya'daki Eçmiyazon Ermeni Kilisesi Rus tesiri altına sokularak İran Savaşında Ruslar safına geçirilmiştir.
1877 -1878 Osmanlı – Rus savaşı sonrasında ise İstanbul Ermeni Patriği Neses Varjabedya Eçmiyazin Katolikosluğu aracılığıyla, Rus Çar'ından Doğu Anadolu'da işgal
edilen toprakların Osmanlılara verilmemesi konusunda söz alıp, Osmanlı Devletini bir kez daha hayal kırıklığına uğrattı.
Hayal kırıklığına uğrattı diyorum, çünkü bu sözü almak için girişimde bulunup, Ayestefanos Anlaşmasının 16. maddesine yerleştirmiş olan bu zatı muhterem bir Osmanlı vatandaşıydı. Yani anlayacağınız yıllarca bir arada kardeş gibi aynı kâseden çorba içen bu yüce gönüllü insan vatanına ihanet edebilmiştir. Tıpkı diğer Ermeni
dostlarımız gibi.
Tıpkı onlar gibi diyorum, çünkü şefkat ile uzatılan kollarımıza kanla, zulümle ve hırsla yıkanmış evlatlar verdi.
Onlar ki, Rus ordusundaki Ermeni subayların kışkırtmalarına karşı dostlarının evine kadar girip de, onlara kurşun sıkabildi.
Ruslar Osmanlı Ermenilerinden bir terör örgütü oluştururken Türkler direndi, bir
ayaklanma gösterdi. Osmanlı Ermenileri bu direniş karşısında Osmanlıyı kendilerince barbar olarak nitelendirip, kendilerinin tarafımızca katledildiğini resmi olarak dile getirdi.
Sonuç olarak, Ruslar Osmanlı Ermenilerini her daim aldatmış ve hayali bir ülke sevdasıyla kurulan dostlukların üzerine kanla yıkanmış kara bir yazgı bağlamış…
Saygılarımla,
Tuğba ALTUN
tugbaaltun@24haber.com
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
ERMENİ İDDİALARI (I)
24/10/2009 -Kategori: BENIM KALEMIMDEN___

Saygıdeğer okuyucularım,
Bu haftaki köşe yazımı Osmanlı İmparatorluğunun Ermenilere yapmış olduğu soykırıma ayırmak, kafanızdaki sualleri bir nebzede olsa yanıtlayıp sizleri aydınlatmak istiyorum.
Ermenilere soruyoruz, kendi tarihçeniz ile ilgili kısada olsa bize bir bilgi paylaşımında bulunabilir misiniz?
Vermiş oldukları cevap çelişkili olduğu kadar bizleri yeteri kadar aydınlatamamaktadır.
Bu durumda Ermenilerin kendi kökenleri hakkında bir fikir karmaşası içerisinde olduğunu söyleyebilir miyiz?
Mesela Hz. Nuh A.S'ın gemisini hemen hemen hepimiz biliriz. Ermenilerin teorilerine göre onlar Hz. Nuh'un torununun torunudur. Durum böyle iken gemi Ağrı dağına oturduğu için resmen Doğu Anadolu bölgesinin de varisi konumundadırlar
Bir diğer teorilerine gelecek olursak, M.Ö 6. yüzyılda Doğu Anadolu'ya göç eden Ermeniler Anadolu bölgesine yerleşmiş ve yine Doğu Anadolu Bölgesinin varisi olabilmiştirler.
Anlayacağınız, Ermeniler vermiş oldukları bir önceki örneğe zıtden, Hz. Nuh A.S'ın torunu olmaktan ferekat ederek doğruluğu olmayan bir görüşe sıkıca tutunuvermiştirler.
Ermeni topluluğunun geçmişini birazcık irdeleyip derinlerine inecek olursak işte o zaman göreceğiz ki, hiçbir zaman bağımsız. birleşik ve sürekli bir devlet olamamıştırlar.
Onlar her daim birçok egemenlikler altında yaşamış ve birçok sömürü, zulüm ile yüz yüze kalmıştırlar.
Mesela, Bizans İmparatorluğu…
Bizanslılar ile Ermenilerin arası iyi olmadığı gibi, Ermeniler birçok zulüm, baskı ve zorluklar ile karşılaşmıştır.
Sırf Bizanslılara olan kin ve düşmanlıkları nedeniyle de Türklerin Anadolu'ya gelmesi kendilerinde bir bayram havası yaratmıştır.
Gel gelelim şu anki Ermenilerin Osmanlı'ya karşı bir kin kusma sevdasına.
Onlara göre Osmanlı zulüm, kan ve öfke ile topraklarını ellerinden almıştır.
Oysaki yine tarihin derinliklerine inecek olursak;
Osmanlı Devleti doğu Anadolu'yu Fatih Sultan Mehmet ve Yavuz Sultan Selim döneminde Safaviler ve Akkoyunlulardan, Güney Anadolu ise, Yavuz Sultan Selim döneminde Mısır Memluklularından alınmıştır.
Bu tabloya göre Ermenilerin toprakları Osmanlılar tarafından istila edilip zulüm ve kanla ellerinden alınmış diyebilir miyiz.
Tabi ki asla… Çünkü o vakitlerde Ermenilerin ellerinden alınacak herhangi bir toprakları yoktu.
Yine tarihin derinliklerine inecek olursak göreceğiz ki, Ermeni Ruhani Lideri birgün Sultan Melikşah'ın huzuruna çıkar. Ona saygılarını sunarak şöyle der;
Bizi ibadetlerimizde serbest bıraktınız. İçişlerimize asla müdahale etmediniz, kilisemizi himayeniz altına alıp korudunuz. Bizanslılar tarafından konulan ağır vergileri kaldırıp, bizleri vergiden muaf kıldınız.
Şükranlar size ey Sultanlar Sultanı Melikşah…
İşte bunları dile getiren kişi Ermenilerin liderinden başkası değildi.
Türkler Ermenileri kendi inançlarını koruyabilme adına Bizans ile savaşırken, Ermeniler sırf Hıristiyanlık dünyasını arkalarına toplayarak Müslümanlara karşı bir zulüm, savaş çıkarma hayalleri kurdu.
Geçmiş tarihlere geri dönersek eğer, göreceğiz ki Ermeniler kendi aralarında iç çekişmeler yaşayıp, kanlı gösteriler yapmıştır. Osmanlı ise onların kendilerine olan öfkelerini bastırıp, barışı sağlamak adına öne geçmiştir.
Ermeniler kendi aralarındaki mezhep kavgaları nedeniyle birbirlerini öldürürken Osmanlı yönetimi 1888 yılında kataligler arasındaki çatışmaları bastırıp, gayri Müslimlere karşı büyük bir hoşgörü göstermiştir.
Osmanlı Devleti çöküş yıllarında bile birçok ülkenin sığındığı tek liman olmuşken, Ermenilerin bugün huzurumuza çıkıp ta, barbarlıkla suçlaması kabul edilemeyecek bir hatadır.
Öyle ki, baskı ve zulümlerden kaçan Museviler bile Osmanlıya sağınmış, Osmanlı ise onları büyük bir hoşgörü ile bağrına basmıştır.
Yukarıdaki tabloya göre Osmanlı Devletinin Ermenilere büyük zulümler yapıp barbarlıkla topraklarını elinden almış diyebilir misiniz. Bunu diyebilmek için hem nankör hem de tarih bilgisinden yoksun olmak gerekmektedir.
Saygılarımla,
Tuğba ALTUN
tugbaaltun@24haber.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Ah Şu Hayırlarımız da Olmasa...
24/10/2009 -Kategori: BENIM KALEMIMDEN___

Düşüncelerimiz tıpkı bir yağmur tanesi gibi saydam ve akışkandır. Hayatımızın
seyrini değiştirip, ona yön vererek hislerimizin merkezine iner.
Bizler her yaz mevsiminde, deniz kenarına çekilir, başımızda güneş, bronzlaşmış bedenimizle bulutsuzluğun coşkusunu yaşarız. Bilinçaltımıza yerleşmiş hislerimizin merkezindeki yağmur tanelerinin gözyaşlarından habersiz öylece yanıp kavrulmaktayız
Düşüncelerimiz her ne kadar somutsal olarak görülse de, aslında soyutsaldır. Onun içinde gerçeklik yoktur ve etrafında akıp gitmekte olan düzen hakkında hiç durmadan sürekli yorumlar yapar ve gerçek olmayan yalan yanlış hisler uyandırır. Aslında düşüncelerimizin yöneticisi hislerimizdir ki, onlar görünmez kahramandır.
Görünmezdirler, çünkü önlerinde kocaman ulu bir çınar vardır. Bu çınar rüzgârın
sesini her ne kadar yüreğinde hissedip, bedenine işlese de asla hareket edemez.
Yapraklarını özgürce etrafa savurup, içindeki coşkuyu kimseciklere gösteremez.
Anlayacağınız hareket edemeyecek kadar hastadır. Çünkü onu her geçen gün zehirleyip yatağa düşürebilecek bir ‘hayır' ı vardır.
‘Hayır' egomuzu besleyen kötü bir zehir gibidir… Varlığı her geçen gün bizlerden bir şeyler yitirir.
Mesela, üst düzey bir yöneticisiniz ve öğle saati oldu yemek yiyeceksiniz.
Etrafınızda size eşlik edebilecek yüzlerce çalışanınız olmasına rağmen siz sırf egonuzu ‘hayır' ile beslediğiniz için onları görmezden gelirsiniz. Siz patronsunuzdur, onlar çalışan. Siz emredensiniz, onlar uygulayan, Aradaki bu göreceli farktır sizleri korkutan...
‘Hayır' kendisini şekillerle süslemeye çalışan göreceli bir kavramdır. Onun
temelinde gerçeklik yoktur ve sizler bu yalanın içerisinde kendinizi bulmakta güçlük çeker, her geçen gün zehrin etkisiyle kaybolmaya doğru hızla ilerlersiniz. Hem de hiç ardınıza bakmadan…
Bu sebepledir ki içinizde var olan düşüncelerinizi, duygulara yönlendirmekten asla korkmayın. Çünkü düşünceleriniz her zaman bir şeylere bağlıdır. Hiçbir zaman olsun
yapmak istediğiniz şeyin kendisi olamaz.
Örneğin; karnınız çok aç ve envai çeşit yemekler düşünmektesiniz. Ama sırf bu
yiyecekleri düşündüğünüz içinde karnınız doyabilir mi, elbette ki doymaz. Karnınızı doyurabilmek için, yiyebilmeniz, yiyebilmeniz için duygularınızın yoğunluğu lazım.
‘Hayır'larla beslenmiş egonuzdan kurtulmaya çalışın. Duygularınıza sıkıca tutunup, onları sakın bırakmayın. Aksi takdirde hep başkalarının hayatlarını yaşamak zorunda
kalırsınız.
Saygılarımla,
Tuğba ALTUN
tugbaaltun@24haber.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Yalanlar, Yalanlar ve Yine Yalanlar...
24/10/2009 -Kategori: BENIM KALEMIMDEN___

YALANLARLA YOĞRULMUŞ BİR DÜNYA
YALANLARLA YOĞRULMUŞ İNSANLAR...
Hani bazı anlar vardır,
Elinizde cola şişesi, özlem dolu bir içtenlikle 'keşke çocuk olup, bu kapakla
oynamanın zevkini şu anda yaşasam, sonra annem seslense,
-Hadi yavrum akşam oldu içeri gir.
Ben önce istemsizce mırın, kırım edip, duymamışçasına oyunuma devam etsem
Sonra annem tekrar seslense,
-Hadi yavrum, bak hava karardı, birazdan baban gelecek diye.
İşte o an sanki hiç yarın olmayacak ve ben aynı oyunu oynamayacakmışçasına
yanaklarımı aşağı düşürüp,istemsizce eve girsem dediğimiz anlar...
Hanı bazı anlar vardır,
Elimde elma şekeri, yüreğimde insan sevgisi, gözlerimde ise tos pembe renklerle süslenmiş koca bir dünya.
İşte o dünyanın içerisinde masum ve bir o kadar da çocuk oluşumuz ve
- Ben o çocuğu özlemekteyim
.
dediğimiz anlar...
Hani bazı anlar vardır,
Keşke, yağmur taneleri yüzüme vursa ve ben serinliğin tazeliğini içime taşısam.
Sonra toprak yağmur koksa ve ben onun kokusunuda içime çekip, geldiğim ve gideceğim yönün ciddiyetinin farkındalığına vararak, anneme yüzlerce soru sorsam.
dediğimiz anlar...
Hani bazı anlar vardır,
Keşke bir zamanlar beni koruyabilme umuduyla kurulu binlerce cümleyi hafızama kazıyıp da, haklılık payının yoğunluğunu gerideki adımlarımda anlayıp, bugünü yaşamasam...
dediğimiz anlar...
Hani bazı anlar vardır,
Keşke bir zamanlar geri alabilme sevdasıyla bıraktığım dostluklarımı yerinde bulabilme inancını yitirdiğime şahit olmasam
dediğimiz anlar...
Hani bazı anlar vardır,
Keşke bir dokunmalık kadar bana yakın olan yıldızların özlemini duymayıp, tek tek dokunarak yanağıma en tatlısından bir tebessüm kondursam
dediğimiz anlar....
Hani bazı anlar vardır...........
Hiç tükenmek bilmeyen bu anlarımda,
Belki, gazoz kapakları ile oynayamıyorum
Belki, elma şekerinin tadını eskisi gibi alıp da, kendimi tos pembe bir dünyanın içerisinde hissedemiyorum.
Belki, yağmur tanelerini basma kalıp zamansızlık arasına sıkıştırmaya çalışıp, pencereden öylece dışarı bakıyorum.
Belki, taş betonlar arasında toprağın kokusunu içime çekemiyor, her geçen gün var olma nedenimi yitiriyorum.
Belki, bir zamanlar geri alabilirim sevdasıyla bıraktığım dostlukların değerini şimdi daha iyi anlıyorum.
Belki, bir zamanlar sohbetine doyamadığım ay dedenin, bulutlar ardında saklı duruşuna şahit olup, teselliyi sönmekte olan yıldızlarda bulmaya çalışıyorum.
Belki, yalanlarla yoğrulmuş bir dünyada, yalanlarla yoğrulmuş insanların arasında unutmakta ve yitirmekte olduğum özün farkına bir kaç söylenmiş yalan sözcüklerle varıyorum
Ama geçte olsa, almış olduğum derslerin yoğunluğu ile, yarın kendime yepyeni bir
sayfa açıyor, yalanlarla yoğrulmuş bir dünyada, yalanlarla yoğrulmuş insanlar
arasında doğru olmak istiyorum
diyebilmiş mi insanoğlu acaba!....
Saygılarımla,
Tuğba ALTUN
tugbaaltun@24haber.com
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
İngilizce Özlü Sözler
11/8/2009 -Kategori: OZLU SOZLER

Happiness : An agreeable sensation arising from contemplating the misery of another.
Mutluluk : Bir başka insanın çaresizlik ve mutsuzluğunu düşünerek elde edilen hoş duygu.
Hatred : A sentiment appropriate to the occasion of another's superiority.
Nefret : Bir kimsenin sizden üstün olması durumunda duyulması gereken bir duygu.
Day : A period of time of twenty-four hours, mostly misspent.
Gün : Çoğu boşa harcanan yirmi-dört saatten oluşan bir zaman süresi.
Birth : The first and direst of all disasters.
Doğum : Başımıza gelecek felaketlerin ilki ve en büyüğü.
Longevity : Uncommon extension of the fear of death.
Uzun Ömür : Ölüm korkusunun yaygın olmayan düzeyde uzaması.
Year : A period of three hundred and sixty-five disappointments.
Yıl : Üçyüzatmışbeş hayalkırıklığından oluşan bir zaman birimi.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı